GÖÇ
30/10/2007
GÖÇ
( JULIA’YA MEKTUPLAR–11 )
Sevgili Julia
Bundan sonraki mektuplarımızda birbirimize yaşadığımız kentler hakkında da yazalım önerisinde bulunmuşsun. Saint Petersburg’un, Ermenileri yoğun olarak barındıran bir kent olduğundan bahsetmiş bulunduğum şehrin dış ülkelerden göç alıp almadığını sormuşsun. Bu soruyu sorarak benim şahsımda kavmimin bir yarasını kanattığını belirteyim.
İnsanlar neden göçer Julia?
Ki göçtüğü yer özdeşleştiği yerdir aynı zamanda. Çocukluğu oralarda geçmiştir. Oranın havasını teneffüs etmiş, oranın suyunu içmiştir. Taşına alışmıştır, toprağına alışmıştır. İkliminin insanı olmuştur. Toprağının kokusuyla serpilmiştir. O yerin kendine özgü ağaçları, o ağaçların dallarında ötüşen kuşları, o ağaçların hışırdayan yaprakları ile büyümüştür. O yerin dili O’nun dili olmuştur. Kendini bu dil ile tanımış, tanımlamış ve tanıtmıştır. O yerin sosyal dokusunun bir parçası olmuştur; sosyal dokusu O’nun bir parçası olmuştur. Orda bulmuştur annesini, babasını, kardeşlerini, arkadaşlarını, aşiretini, kavmini… Ama insanlar yine de göçer. Ya da göçe zorlanır. Bir zamanlar buralar dışardan bir ülkeden göç almış diyorlar. Ermeniler ve Ruslar soydaş değildir. Ama buraya göçenler soydaşmışlar.’’ Nasıl yani?’’ Diye sorduğunu duyar gibiyim. Anlatayım. Benim kavmim onca nüfusa sahip olup da bir devlete sahip olmayan tek kavim. Bu kavim dört ülkenin dört parçasına paylaştırılmış vaktiyle. Suriye, Irak, İran, Türkiye ülkelerinde dört parçaya bölünmüşüz. Irak’ta yaşayan soydaşlarım bir zamanlar kimyasal bombaların hedefi olmuş. Acımasız bir jenoside tabi tutulup binlercesi katledilmiş. Kaçabilenler diğer parçalara kaçmış ve bulunduğum şehir de kendi soydaşlarını ağırlamak durumunda kalmış.
Buralar daha çok iç göç alıp veriyor. Vaktiyle köyleri –terörist barındırdıkları gerekçesiyle- yakılan soydaşlarım periferden şehrin merkezine doğru göç etmek durumunda kalmışlar. Çoğusu da yerini yurdunu terke zorlanıp ülkenin güneyine, batısına, kuzeybatısına göçmek zorunda kalmışlar. Metropol kentlere göçen soydaşlarım oraların sosyal dokusunu mecburen bozmuşlar. Çarpık kentleşmeye yol açmışlar. Geçimini sağlayamayanlar her türlü yozlaşma ile yüz yüze kalmışlar. Hırsızları çoğalmış-ki bunlar kendi yurtlarında bunu haram sayan kimselermiş- , intihar edenleri çoğalmış-ki bunlar kendi yurtlarında intiharı cinayet sayarlarmış-, kimisi tetikçi olmuş, kimisi dilenci olmuş, kimi kadınları etlerini satar hale gelmişler. Bozulan psikolojik denge kimisini uyuşturucuya, alkole bulaştırmış. Kimileri ayakta kalmak için çeteler, mafyalar oluşturmuş ya da mevcut çete ve mafyalara ucuz eleman olmuş.
Anlayacağın yaşadığım bu şehre dair anlatacaklarım çoğu zaman dramatik manzaralar içerecek. Peşinen söyleyeyim ki bu şehir ne sanatsal, ne ekonomik, ne kültürel açıdan Saint Petersburg ile kıyas kabul etmez. Şimdilik bu kadar. Sonraki mektuplarımda kısmet olursa bu şehirden değişik manzaralar yazacağım sana.
Ekim 2007 Türkiye
Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazılmıştır